Türk kalemişi sanatının kökeni Orta Asya’ya Uygur Türklerine dayanmakta. Kalemişi günümüze kadar Selçuklu, Erken Dönem Osmanlı, Klasik Osmanlı, Eklektik (Barok, Rokoko, Ampir), Yeniklasik (Neoklasik) tarzında icra edilmiş; ibadethane içinde özellikle kubbe, tavan, duvar, kemer, tonoz gibi yüzeylere uygulanmıştır. Günümüzde kalemişi sanatı yarı geçirgen kâğıtlara kurşun kalem yardımıyla çizilen desenlerin iğnelenerek delinmesi, uygulanacağı yüzeye tercihen söğüt ağacından elde edilen kömür tozuyla tamponlanarak aktarılması, ardından muhtelif fırçalarla boyanması ile icra edilmekte. Kalemişini icra eden sanatçılara ‘’Kalemkar’’ ya da ‘’Nakkaş’’ denilmekte. Kalemişi sanatı bir kurallar bütünüdür ve klasik sanatlarımızın temelini oluşturur. Dolayısıyla uzun yıllar bu sanat ‘’Nakkaşhane’’ adıyla Osmanlı sarayı himayesinde yapılagelmiştir. Kalemişi süslemeleri daima Türk mimari programıyla iç içe olmuş; taş, mermer, çini, ahşap (Lake, Edirnekari), bez, deri, alçı (Malakari) üzerine uygulanmıştır. Osmanlı kroniklerinde ve Usul-i Mi’mari-i Osmani’de kalemişi sanatının ana malzemesi olan motiflerin kaynağı “Nuh Tufanı’ndan önce yeryüzünde hayat bulmuş bitkilerin taşlar üzerine bıraktıkları (fosil) izler” olarak tarif edilmekte. Bu izler yetenekli sanatçıların ellerinde zamanla çeşitli formlara dönüşmüş, zenginleşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Hatayi (şakayık çiçeği), penç (herhangi bir çiçeğin kuşbakışı görüntüsü), gonca gül, yaprak, bulut (doğadaki bulutların stilize edilmesi), rumi (Türklerin Orta Asya’da hayvansal şekilleri üsluplaştırması, Sade Rumi, Dendanlı Rumi, İşlemeli Rumi, Sencide Rumi, Piçide Rumi, Hurde Rumi, Ayırma Rumi, Ortabağ Rumi gibi türleri vardır); münhani (birbirine yapışık kümeler), zencerek (zincirleme halkaların devamı şeklindeki geometrik hatların hasır örgüsü gibi bir alttan bir üstten geçmesi), çintemani (ikisi altta biri üstte olmak üzere, üç yuvarlak ve dalgalı iki çizgiden meydana gelen süsleme unsuru) ve natüralist çiçekler usta nakkaşların elinde yüzyıllardır sanata dönüşmüşler.

 Daha önce zikredildiği gibi, Teknom Yapı’nın kurucusu Ömer Faruk Çalışkan’ın bir nakkaş olması ve şirket bünyesinde Türkiye’nin en büyük nakış arşivi ve envanterinin bulunması Teknom Yapı’nın inşa ettiği ibadethanelerde kalemişi icrasını daha özel kılmakta. İnşa edilecek mabedin planlama aşamasında mimarın düşünce yapısına, mimari üsluba, yapı birimlerinin geometrik bütününe uygun tezyini programın çıkarılması Teknom Yapı’nın temel prensibi.

nakiskalemisi