1872 yılında Viyana Sergisi için yazılan Usul-i Mi’mari-i Osmani’de “Umumi kaide olarak Osmanlı Mimari usulünde yapı kısımlarının aşırı süsleme ile zarar görmemesine her yönden gereken dikkat ve itina gösterilmiştir” denilir. Aslında tüm Türk İslam eserlerinin üzerine sinmiş iki sihirli söyleme dikkat çeker Usul-i Mi’mari-i Osmani’nin yazarları; “sükunet tesiri” ve “tevazu”. Aksi, cümle içinde ‘’zarar’’ olarak tarif edilmekte. Teknom Yapı’nın inşa ettiği camileri tasarlarken yapının mimari üslubu ne olursa olsun değişmez kaideleri var; en önemlisi mimari birimler arasındaki ölçü ve uyum. Büyük mimar Sinan Tezkiret-ül Bünyan’da bunu “nispet” olarak tarif etmekte.

Teknom Yapı inşa ettiği İslam mabetlerinde gerek bünyesinde bulunduğu gerekse proje sipariş ettiği mimarlardan; gözü yormayan, yerellik vurgusu baskın, saflık kaybına neden olmayan mihrap aksı doğru, olabildiğince doğal ışığın aydınlattığı, mekân kurgusu ve çevre ile ilişkisi başarılı, çok parçalı olmayan ana mekana sahip, harim-mahfil, ana mekan-minare, minare-şerefe, abdesthane-ana mekan, kadınlar mahfili-bütün ilişkisi güçlü, statik problemlerden uzak, ana kütleden kubbeye geçişin orantılı, cephe dili hareketli, tekrardan uzak başarılı geleneksel öğelerin seçimi, avlu kurgusu uyumlu bir tasarım talep etmekte.

Keza Teknom Yapı’nın başarısının sırlarından biri de yapının yer aldığı deprem kuşağıyla uyumlu tasarımı göz ardı etmemesi.

mimaritasarim