Ünlü matematikçi Öklid’in tabiriyle “cismani aletlerle zahir ruhani bir hendese’’ olan hattın en yalın tarifi Arap harflerinin sanatla bütünleşik kağıda ya da farklı zeminlere nakşedilmesidir. Hat temelini İslam’dan alır, bu nedenle en güzel örnekleri Kur’an-ı Kerim ayetleri, hadis-i şerifler ve kelam-ı kibarların yazıldığı levhalarda görülür. Bütün İslam aleminde hattı işleyen ve ayrı bir tavır vererek çeşitli mektepler halinde kemale eriştiren Osmanlı Türkleri olmuştur. Hat sanatı özellikle XVI. yüzyıldan itibaren yabancı tesirlerden kurtularak, esaslı bir mektep halini almış “Türk Sanatı” hüviyeti kazanmıştır. İslam dünyasında hat sanatının eğitimi diğer sanat dallarında olduğu gibi köklü bir disiplin içerisinde geleneksel yöntem ve kaidelere bağlı kalınarak, usta-çırak ilişkisi çerçevesinde, kişiye özel “meşk usulü” ile yürütülmüştür. Hat bir ibadethanede tezyini program dahilinde sadece kalemişinde değil; mermer, ahşap, çini, minber örtüsü gibi kumaş zeminlerde de kendine yer bulmuş; Kûfi, Aklam-ı Sitte (Muhakkak, Reyhani, Sülüs, Nesih, Tevki, Rikaa), Divani, Rik’a, Nesta’lik gibi farklı tarz ve geleneklerde icra edilmiştir.

Teknom Yapı inşa ettiği camilerde Ahmed Nakşi, Karahisari, Derviş Ali, Mahmud Celaleddin, Şeyh Hamdullah, Mehmed Şefik Bey, İsmail Derdi, Seyid Abdullah, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Sultan III. Ahmed, İsmail Zühdü Efendi, Veliyüddin Efendi, Mustafa Rakım gibi ekol sahibi ustaların anonim hatlarını kullanmanın yanı sıra ustasından icazetname almış yeni hattatlarla da çalışmakta. Teknom Yapı’nın inşa ettiği camilerde hat doğru istifte, doğru yerde, doğru yükseklikte, yazılı olduğu mimari birime uygun manada olmalı, okunabilmeli, çağrışımlarıyla doğru mesajları vermeli, tezyini programla uyumu göz ardı edilmemelidir.

hatsanati