Tarih öncesi dönemlerden beri yapı malzemesi olarak kullanılan ahşap; dayanıklılığı, öz ısısı ve dokusuyla kullanım sürekliliği gösteren bir malzeme olmuş. Ahşap işçiliği Anadolu’da Selçuklu döneminde gelişmiş, bu dönemde anıtsal eserler verilmiş; en çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz, gül ağacından mihrap, minber, taç kapı, kürsü, müezzin mahfili ve dolap kapakları üretilmiştir. Bunun yanı sıra ahşap işçiliği birçok ibadethanede tavan ve sütunlarda da kullanılmıştır. Bu sanatın ustalarının Osmanlı belgelerinde karşılığı “nahhat”tır.

 Oyma, kakma, tarsi, ajur, ahşap üstü boyama gibi tekniklerle gelişen sanatın kuşkusuz en dikkat çeken türü kündekâridir. Teknik tüm İslam dünyasında bilinmesine rağmen ilginçtir “kündekâri” kelimesini yalnız Türkler kullanmıştır. Kündekâri tekniği küçük ölçüde geometrik parçaların, yapıştırma ve çakma işlemi olmaksızın yalnızca yivler yardımıyla birbirine geçirilmesiyle uygulandığı için bu teknikle yapılan eserler günümüze dek dış etkenlerden zarar görmemiş, yüzyıllar boyunca özgün formunu kaybetmeden günümüze ulaşmıştır.

Ahşap işçiliğinde kündekâri dışında parantez açılması elzem bir diğer teknik, kakma tekniğidir. Sedef, fildişi, kemik malzemeler kullanılarak kakma tekniğiyle olağanüstü eserler meydana getirilmiştir. Anadolu’nun birçok şehrinde ahşap işlemeciliği sanatını geleneksel öğretilere bağlı kalarak icra eden ustalar, sayıları zamanla azalsa da hala mevcutlar ve sahip oldukları atölyelerde uzman oldukları tekniklerle sıra dışı işler çıkarmaktalar. Teknom Yapı’nın inşa ettiği İslam mabetleri aynı zamanda küçük ölçekte Geleneksel İslam Sanatları Müzesi işlevi gördüğü için bu kadim sanatı icra eden ustalara Anadolu’nun neresinde olursa olsun ulaşılmakta.

ahsapislemeciligi